|
||||||||||||||||
|
Şebnem Korur Fincancı, “Genç Ölüler”, Evrensel Gazetesi, 12 Temmuz 2010.Türkiye İnsan Hakları Vakfı 2010 yılının ilk 6 ayına ilişkin hak ihlalleri raporunu kamuoyuyla paylaşma gereksinimi duydu. Vakıf olarak böyle bir gereksinimin ortaya çıkışında 2009 yılından itibaren artan ihlallerin ve ülkenin yeniden iç savaşa sürüklenen şiddet ortamının çok ciddi bir etkisi var. TİHV Dokümantasyon Merkezi 2010 yılının ilk altı ayında 2’si faili meçhul cinayet (siyasi nedenlerle işlendiği kuşkusu bulunan) olmak üzere; çıkan çatışmalarda, 62’si asker, 9’u geçici köy korucusu, 72’si militan, 3’ü sivil, 3’ü polis ve biri özel güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 150 kişi yaşamını yitirirken; yine aynı dönemde kara mayını ve askerî mühimmat patlaması sonucu 10 kişinin öldüğünü kayıtlara geçmek zorunda kalmıştır. Sürecin; demokratikleşme yolunda tek adım dahi atılamaması, parlamentonun iktidarı ve muhalefeti ile yüzünü şiddete dönen bir tutum alması ile evrildiği yön bu topraklarda yaşayan bütün insanlar için kaygı vericidir. Parlamentosunda ölüm cezasının yeniden dillendirilebilmesi dahi, ülkenin taşınmak istendiği demokrasi dışı konumu gözler önüne sermektedir. Daha birkaç gün önce bu ülkenin Genelkurmay Başkanı 1990’lı yıllara özlemini dile getiren bir konuşma yapabilmiştir. Ülkede 1990’lı yıllar faili meçhullerle (!) ve bugün hâlâ nerede olduğunu bilemediğimiz kayıplarımızla, köy yakmalarla, köy boşaltmalarla belleğimizdeki dehşet tünelinde varlığını sürdürmektedir. Bu dönemin yargılanmasına ilişkin çabalar devam ederken, bu ülkenin en yüksek askeri yetkilisi tarafından sanıkları aklamaya dönük sözlerin kamuoyu önünde ediliyor olması yargı tarafından nasıl değerlendirilecektir, doğrusu merak etmekteyim. Pek uzun değil, daha birkaç yıl önce “iyi çocuklar” ile ilgili yorumu nedeniyle aynı konumdaki bir yetkiliyi de iddianameye yerleştirme girişiminin sonuçlarına bakarak mı değerlendirilir acaba? Yoksa “yargıyı etkileme” gündeme gelebilir mi? Türkiye son birkaç yıldır, o pek beğenilen 1990’lı yılların bedelini ödemekle meşguldür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden bu döneme ilişkin birçok karar çıkmış, çıkmaya da devam etmektedir. Yaşanan hak ihlallerinin aradan geçen zamanda unutulduğu sanılmasın. Üzerinden geçen yıllara rağmen, tüm kayıplar dün gibi belleklerdedir. Vakfın 20 yıllık tarihi tam da bu bölgenin en acılı, en zor dönemlerine denk düşmektedir. Yirminci yıl için yapılan Vakıf tarihine ilişkin çalışma, biraz da faili meçhullerin, kayıpların, tecavüzlerin, köy yakma ve boşaltmaların tarihidir. Bu 20 yılın sonunda yaşanan hak ihlalleri ile yüzleşebilmek için, yeni hak ihlallerinin olmaması ve demokratik bir ortamın yaratılmasına ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Ancak yıllık raporlarımızın yerine 6 aylık dönemi koymak zorunda olmamız Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın tarih yazımının da kolay kolay sonlandırılamayacak bir noktada olduğunu göstermektedir. Şiddetin şiddet ve kanla yok edilemediğini bu topraklar yüzlerce yıldır sınamış bulunuyor. Ölümü kutsamak yalnız ölüm getiriyor. Ölüm son 6 ayda devletin sorumluluk alanlarında kol geziyor. Kolluk güçlerinin, “dur” ihtarı, rastgele ateş açma, yargısız infaz olaylarında 15 kişinin ölümüne sebep olduğunu; 3’ü gözaltı merkezlerinde ve 22’si de cezaevlerinde olmak üzere 25 kişinin de alıkonma yerlerinde şüpheli intihar ve ölüm, çıkan kavga sonucu ya da tedavinin engellenmesi nedeniyle yaşamını yitirdiği kaydı düşülen rapor, bir yandan seçmeli protokolü onaylama aşamasına gelmekte olan parlamento için de düşündürücü olmalı. Seçmeli protokolün gereği olan bağımsız izleme kurullarına dair “bağımsız” vurgusunu gözardı eden yaklaşımlarla sürdürülen hazırlıklar son 6 ay ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Bu topraklarda savaş, savaş psikozlu gencecik insanlar ve bir o kadar genç ölüler istemiyoruz.
|
|||||||||||||||